Meydan benim, ben meydanım!

Toplumsal yaşamla ilgili bir şeyler okumuş / dersini almış insanlar çok iyi hatırlayacaktır ki; meydanlar toplumsal yaşamın temel yapı taşlarından birisidir. Hatta siyasetin başlamasının ilk adımı olarak Yunanistan'da Agora denilen meydanlarda yapılan top(lum)laşmaların söylenildiğini farklı farklı yerlerden hatırlıyorsunuzdur. Bu durumun son bir yılda bizim oralarda yapılan çalışmalar ile bana nasıl yansıdığını anlatmaya çalışayım; 

Bir süre önce paldır küldür kazılmaya başlandı bizim evin oralar. Türlü söylentiler vardı hakkında. Çağlayan meydanında trafik yer altına alınacakmış, araçlar aşağıdan geçerken üzerinde yayalar gezecek tozacakmış. 

Zaman zaman AKP'nin seçim propagandası olarak zan beslediğim bu faaliyet, zannımı haksız çıkarmayarak tam da seçim zamanına yetiştirildi. Bütün kış boş duran, yolların üzerinde arabaların toz kaldırdığı, yayaların da bu tozları yutarken hiç ses çıkarmadığı meydanda oyma kazma çalışmaları yazın te ortasında başladı. Yaz derken; hani şu nadiren yağmur yağan, genellikle Mayıs, Haziran aylarında sıcaklaşan Temmuz, Ağustos aylarında bunaltan yazlardan değil de, küresel ısınmanın biraz orasından burasından çekiştirdiği, Mayıs'ta kar, Haziran'da yağmur çamur görülen yazlardan bahsettim. İşte yine böyle bir yazdan bu meydandaki kazı çalışmaları nedeniyle yaklaşık 6 ay boyunca ben de nasibimi aldım tabii ki. İlk zamanlar sadece toz yutmak olarak karşımıza gelen bu çalışmalar, dengesiz hava muhalefeti nedeniyle ayakkabı ve pantolon paçalarındaki çamurlara dönüştü. Bu süreç içinde trafik alt-üst oldu, metrobüs durağı iptal oldu, trafik birkaç yüz kere yön değiştirdi. E-5 bağlantısı bizim sokağın önüne verildi. Böylece hiç olmazsa evimizin önünde olmayan araç tozu da evimizin önüne kadar ilerlemiş oldu. Trafiğin gürültüsü de cabası...

Bütün bu cefaları çektikten sonra insan, haliyle sefasını da sürmeyi hak ettiğini düşünür. Biz ne kadar sefasını sürebiliyoruz/sürebileceğiz bilmiyorum ancak Çağlayan Halkı şu anda bu olaydan epey memnun gözüküyor. Saat 22.00 civarlarında geçtiğim o ışıklandırılmış, sağına soluna ağaçlar - yeşillikler serpiştirilmiş, araç trafiğinden ve tozdan pek bi eser kalmamış meydan; sanki bir tatil yöresi, sanki bir panayır, sanki bir festival alanı...

Top oynayan çocuklar bi tarafta, seyyar mısır, çekirdek, termosta çay satıcıları etrafta, çekirdek çitleyen aileler kenarlardaki banklarda, bisiklete binen çocuklar mütemadiyen birbirini kovalamakta... Hemen yanındaki devasa Adalet Sarayı da "Siz şimdilik takılın bakalım burada, başınız sıkışırsa gelirsiniz, zaten gözümüz üzerinizde" der gibi. İnsanın aklına şu soru geliyor: arkadaş, bu meydan iki-üç ay öncesine kadar yoktu; çukurlar iş makinaları vardı. O zaman bu kadar halk nasıl vakit geçiriyordu, nerede yaşıyordu? Halkın meydana ihtiyacı varmış arkadaş...

Vel-hasıl kelam; seçim propagandası olarak nitelendirmiş olsam da halkı böyle ıslah edecek başka seçim propagandaları da bunun gibi olacaksa şu seçim zamanlarını biraz daha sıklaştırsak, senede bir ya da iki senede bir yapsak da fena olmayacak gibi gözüküyor. Meydanmış insanı sosyal varlık yapan, şehirleri şehir yapan, insanları toplum yapan... Bunu bir kez daha anlamış olduk.

Çağlayan meydanı hep mitinglere, eylemlere ev sahipliği yaparak siyasete araç olagelmiştir. Öyleyse naçizane ben de siyaseti araç edip Çağlayan Meydanı amaç edinerek bu yazıyı yazmış bulundum. Sadece mitinglere ev sahipliği yapılan bir yer olması yerine festivallere, eğlencelere-konserlere, tiyatrolara-yarışlara, sanata, toplantılara-forumlara ev sahipliği yapsın da artık hükümetin halka seslendiği bir kare (square) değil de gerçek halkın gerçek meydanı olsun.

Orhan Veli Siirevi

"Simdi eve girsem bile,
Biraz sonra cikabilirim.
Madem ki bu ayakkaplarla esvaplar benim,
Ve madem ki sokaklar kimsenin degil."

RAG Status

Bugun yeni bir sey ogrenmis olmanin derin mutlulugunu yasiyorum. "Bilmemek ayip degil ogrenmemek ayip" diye bir soz vardir. Hala derinligine vakif olabildigim bir soz degildir. Ogrenerek ayip etmemis olduk madem, ardindan bir de paylasmak lazim geldi.

Aslinda yeni birsey ogrenmedim. Simdi yeniden ogrendigimi dusundugum bize ilkokulda ogrettikleri seydi: Kirmizi - sari - yesil. Bir seyler hatirlatmistir bu renkler; trafik isiklari degil mi? Eger bir degerlendirme sureci icindeyseniz, net sade ama aslinda kapsamli ve aciklayici bilgiler verecekseniz kirmizi - sari ve yesil isiklar sizin icin de artik trafik isiklarindan 'birazcik' daha fazla sey hatirlatmali. Mantik basit. Onunuze gelen her seyi basari durumuna gore yesil-sari-kirmizi renkleriyle donatiyoruz. %80 den yukari basari oranina sahipse yesil, %60 in altindaysa kirmizi. Aradaki %20 lik bos dilimi hemen cikardiniz zaten.

Bu arada amber kelimesinin de sari rengi temsil ettigini de zaten cikarmis oldugunuzu da hatirmatmakta fayda var.

Sonunu tatli baglamak adina somut ornekler vererek bitirmek istiyorum. uykuya dayaniklilik benim acimdan cok basarili oldugum bir aktivite. Buna yesil basmak lazim.

Sabahlari zamaninda uyanma basarisi: 30 sabahin 13 unde zamaninda uyandigimi dusunecek olursak bu kategorideki durumum RED - Kirmizi! Yani acilen durmali su ana kadar yaptiklarimi gozden gecirerek bir fren koymaliyim.

Olayi soyle degerlendirip herseyi tozpembeymis gibi gostermek de mumkun. Temmuz ayinda 5 gun gecti, 4 gun zamaninda uyandim. Bu olsa olsa %80 basariyla "Amber" - yani sari olmali. Dikkatli olmaliyim yoksa her an bi hareket yasanabilir.

Ehh oyleyse ben de yarin son kategorideki RAG statusumde sari rengi kirmiziya dondurmeden devam edebilmek adina yazimi noktaliyorum.

Bol yesilli degerlendirmeler.
Sent from my BlackBerry® wireless device

Yaşam

Yaşamında en zor işin, kendi yolunu yürümek olacak
– ve, ilişkin olan, önem ve deger verdigin kişilere, bunu
anlatmak:
Yaşamının, yaşadıgın kadarıyla,
yalnızca senin yaşamın oldugunu; aynı şeyin
onlar için de geçerli oldugunu; ilişkide olmanın da,
bu temel gerekliligi engellemedigini,
engellememesi
gerektigini...

Ama anlatamayacaksın ki...
---Çünkü, daha kendin bile geregince
anlamamış olacaksın bunu...

‘de ki işte’ /o.aruoba

Not

Not: Bu yazıyı yazmamın üzerinden 6 ay geçmiş. O zaman yazmışım fakat yayınlamayı unutmuşum. Şimdi yazıda bahsettiğim bir seneye altı ay daha aynı hissiyatları ekleyerek yayınlıyorum bu yazımı.

herkes mezun oluyor, bitirme, final telaşesi içinde.
ben üstümdeki büyük bir yükten kurtuluyorum, hayatıma yön verme telaşı içinde yer yer güzel haberler alıyor yer yer olanlardan habersiz kalıyorum.

Bu telaşeyi yavaş yavaş üzerimden atıyor olmanın dayanılmaz hafifliği çöküyor yavaş yavaş üzerime. 

bu dingin, bu yoğun, bu hareketsiz, bu hiçbir şey yapmadığım ama yapmam gerekenleri yaptığım hayatımım son yaşını da böyle bir gün ile tamamlıyorum. yer yer sevdiklerini arayıp soramadığım, yer yer aranıp sorulmadığım sıkıntılı zamanları önceden tahmin etmiş olmanın verdiği bir sabırla katlanmak zor günlere, tek başına. Bazen sevdiklerinle, bazense yanındakilerle. Yanındakilerinle sevdiklerinin aynı kişiler olduğu güzel zamanlarda mutlu olduğum zamanlarda... Ama yine de tek başına...

20 li yaşları geçiyor olmanın da verdiği bir yaşlanıyorum hayata atılmam gerek baskısı. 

Hem mezun olmak aslında olamamak, hem 12 yılın yükünü üstünden atmak, hem doğum günü, hem istanbuldaki öğrencilik hayatına yavaş yavaş son veriyor olmanın mutluluğu, bir şeyleri başarmış olmak gibi bir his. Ama bittiği için boşluğa düşme, uçurumdan atlamışlık hissi...