Esaret
Eski çağlarda "esir" çok önemli bir varlıkmış. Esir sahibi için o kendisinin en değerli varlıklarından birisiymiş. Tabir-i caizse (ki değil, biliyorum) en önemli "malıymış". Her istediğini anlayan, yapan bir makina. Şimdilerde bir insan arabasına nasıl değer veriyor, çizildiği zaman bile hemen yaptırıyorsa o zamanlar esir bundan daha da değerliymiş. Nice paralar dökülerek esirler (insanlar!) alınıp satılırmış. Aynı zamanda da bir gösteriş aracıymış. Ehh o zamanlar da esir sahipleri kölelerinin hastalanmasını, güçten düşmesini, zayıflamasını istemezmiş ve onlara gerekli ilgiyi gösterir, onları çok severmiş...
İşin enteresan tarafı, esirler için de esaret normal bir şeymiş. Sahibi! ona ne derse yapmaktan, ona hizmet etmekten, getirmekten, götürmekten, ezilmekten.. zevk alırmış. Çünkü sahibini tanrı gibi görürlermiş. Beyinleri öyle bir yıkanmış ki sahibi öl dese ölecek kadar düşünemeyecek haldelermiş. Böyle hissetmelerinin sebebini ise toplumbilimciler toplumun kişilere ve kesimlere yüklediği görevlerin karşıkonulamaz baskısı olarak nitelendiriyorlar.
Düşündüm de o esaret ile günümüz kapitalist sistemin esareti arasında çok uçurumlar yok. Gel zaman git zaman esaret kaybolmamış ama sadece şekil değiştirmiş. Yine toplumun bazı kesimlere yüklediği görevlerden dolayı birilerine esir düşenler var, hem de esaretinin farkında olmadan, severek yapanlar. Gençler, kadınlar, yer yer etnik azınlıklar hatta genellikle çoğunluklar azınlıkların esaretinde..! Bunun en benzer örneğini ise ben iş piyasasında görüyorum. Patronlar ne derse yapacak kadar muhtacız onlara. Çünkü bize para yani yemek veren onlar. Onların büyük şirketlerine girebilmek için onların istediği insanlar şekline bürünüyoruz. Girdikten sonra da yer yer kendimizden ödün veriyoruz.
Bunu biraz mübalağa sanatını kullanarak en iyi özetleyecek olan video sanırım şudur:
İstihdam (el Empleo)
Osho'nun bir kitabında birkaç mısra okumuştum, yazımı onunla bitirmek istiyorum. Diyor ki: "Gözler bir penceredir. Sen onların içinden bakmazsan onlar göremezler. Bir pencere nasıl görebilir? Senin pencere kenarında durman gerekir. Ancak o zaman görebilirsin."
Dipnot: Bu yazı Y.Doç.Dr. Lütfi Yazıcıoğlu'nun Uygarlık Tarihi dersinden ilham alınarak yazılmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder