Sağ kulağımda beliren bir tıkanıklık ile başlayan rahatsızlığım daha sonra sağ kulağımda ses kaybı ve hissettirdiği basınç farkı ile dengemin tamamen bozulmasına yol açtı. Daha önce de olmuştu, dayanamadığım -ve uyuyamadığım- için sabahın köründe nöbetçi eczaneyi bulup durumu anlatmıştım. Gliserin verdi ve kulağıma damlattıktan sonra bir günde iyileştim. Araştırdım, gördüm ki gliserin su kaçmalarında etkili bir temizleyici yöntemmiş.
Velhasıl-ı kelam, aynı sorunla tekrar karşılaştığımda da aklıma gliserin geldi. Onunla da geçiremeyince doktora gitme ihtiyacı hissettim. Zaten ne zamandır doktora gitmemiştim. (Meğer bu seferki orta kulak enfeksiyonuymuş.) Hem okulda proje hocamla görüşmek için hem de okulun medikosuna bakınmak için öğleden sonra yola çıktım. Öncelikle okulun karşısındaki sağlık ocağına girdim. KBB'de bütün numaralar doluymuş. (Numaraların dolu olması ne demek onu hala düşünüyorum.)
Sonra okula geçtim ve hemen medikoya gittim. Doktorların olmadığını ama acil bir şeyim varsa bakabileceklerini söylediler. İşin aslını orada biraz daha soruşturduğumda öğrendim ki o gün (19.01.10) Türkiye'nin gündemini kaplayan bir doktor eylemi varmış. (Numaraların dolu olma olayını bir nebze anlar oldum.) Doktorlar hükümetin Tam Gün Yasa Tasarısını protesto ediyorlarmış. Final haftasında olunca (üstüne bir de TV izlemediğimizi eklersek) gündemden biraz kopuk yaşadığımız bir dönemde bizim de bundan haberimiz olmamış. Buraya kadar yeterince ilginç gelmemiş olabilir tabii; bana ilginç gelen yanı: yılda bir tekrar eden hastalığımın yılın doktorların eylemde olduğu gününe rastlamış olması ve bununla birlikte gelen zincirleme olaylar.
Bu alelade başarısız girişimlerimle dolu günden çıkardıklarım neler peki? Bakalım:
Medikoya gittiğimde acil bir durumum varsa orada 'nöbetçi' doktor bulunduğu ve istersem tedavi olabileceğim gerçeği... Yani aslında doktorlar tam gün yasası ile ilgili eylem yaparken bile 'tam' katılımlı bir eylem gerçekleştiremiyorlar. Bazı meslektaşları orada haklarını savunurken bazıları ise görevini yapmaya devam ediyor ki kendi sosyal haklarını savunurken insanın en temel sosyal haklarından birisi olan sağlık gibi bir konuda halk mağdur olmasın. Bunu yaparken aslında işin ciddiyetini de bir nebze göstermiş oluyorlar. Demek istiyorlar ki: "hakkımızı savunmak için mesleğimizi bir günlüğüne bile bırakamayacak kadar hassas bir iş yapıyoruz. Bizi duyun!"
Ülkenin gündeminden (basın yayından bahsetmiyorum, yaşananlardan bahsediyorum) haberdar olabilmek için sorunun bizzat içinde yer almak gerekiyormuş. Şöyle ki: bu final dönemi yoğunluğunun içinde eğer rahatsızlanmış olmasaydım bu eylemden haberim olmayacaktı. ..ki yaşadıklarım sadece bu olayın gerçekleştiği durumunu öğrenmemle sınırlı değil. Okuldan çıkınca her zaman tercih ettiğim yolu değil de Taksim üzerinden gitmeyi tercih ettim. Çünkü hastaydım ve Taksim üzerinden gidersem Metrobüsten sonraki on dakikalık yürüme mesafesinde üşümekten kurtulacaktım. Taksimden Mecidiyeköy'e yaklaşık bir buçuk saatte geldim. Çünkü rahatsızlığım sadece bu olayı öğrenmemi sağlamakla kalmadı, beni bir şekilde aldı ve eylemin ortasına attı. Eylem taksimdeydi. Taksimde bir eylem daha vardı, o da Hrant Dink'in öldürülmesinin 3. yılı dolayısıyla Agos gazetesinin önünde gerçekleştirilen eylemdi.
Otobüsteki genç kızın sara nöbeti geçirmiş olmasını ve kimsenin müdahale edememesini de eklemiyorum bile...
"Hükümetin sağlık çalışanlarına kulak tıkadığı" haberini böylesine yaşayarak öğrenmiş olmam bana ciddi dersler verdi. Ben hala rahatsızlığımdan kurtulamadım ancak bugün medikoya bakındım ve ilacımı aldım. Umarım doktorlar ve Hrant Dink eylemcileri de seslerini duyurmak için yaptıkları eylemle birilerinin kulağına su kaçırabilir. Çünkü öğrendim ki kulağa kaçan su bir süre sonra sıkıntı yaratıyor, ve insanı çözüm aramaya iten en güçlü motivasyon da bu sıkıntı oluyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder